”O kızda bende olmayan
neyi buldu? Neyi eksik yaptım? Mükemmel olması için her şey vardı, yürüseydi
iyiydi… Vay efendim ne hayaller kurmuştum, ne oldu? Ne yapmaya çalışıyor? Çocuk
mu bu çocuk, neden ilkokul terk gibi davranıyor? Hepsi yalan mıydı? Hiç mi bir
şey hissetmedi? Dalga mı geçiyor benimle? Durup dururken olmuyor diyor,
olmayacak ne var atom mu parçalıyoruz?”
Bu düşünceler hayatına
tek kişiyle kalamayan veya çapkın (ya da ne derseniz) bir erkek girmiş tüm
kızların aklından geçiyor kaçınılmaz son geldiğinde. Kızların anlayamadığı ise
bunlar şizofren mi, neden dün ağzında çiçekle keman çalan ‘romantik kokarca
pepe’yken, bugün ‘beynini yemiş primat’ gibi davranıyorlar?
Bunu anlamak için önce bu tarz insanları tanımamız, ne aradıklarını anlamamız gerekiyor. Önce arkanıza yaslanıp hayatınıza giren bu erkeği, söylediklerini, yaptıklarını ve yaptığınız stalkerlık sonucu facebook, twitter ve blog’undan öğrendiklerinizi (evet hepiniz yapıyorsunuz, biliyoruz) aklınıza getirin ve kemerleri bağlayın..
Bunu anlamak için önce bu tarz insanları tanımamız, ne aradıklarını anlamamız gerekiyor. Önce arkanıza yaslanıp hayatınıza giren bu erkeği, söylediklerini, yaptıklarını ve yaptığınız stalkerlık sonucu facebook, twitter ve blog’undan öğrendiklerinizi (evet hepiniz yapıyorsunuz, biliyoruz) aklınıza getirin ve kemerleri bağlayın..
Öncelikle bağlı
kalamayan erkeklerin arayışı nedendir? Buna bazıları düz mantıkla ‘sex’
cevabını verir ama sex aynı şeyin sonsuz tekrarından oluşur ve arayışın
nedeni kesinlikle bu değildir. Çok sayıda kadının peşinde koşan erkekleri
ikiye ayırır Kundera. Bazıları her kadında kendi kafasındaki ideal kadını arar;
diğerleri ise her kadındaki farklılıkları görmekten hoşlanır, bunları merak
eder.
İdeal kadını aramaya
‘lirik’ arayış denir. Bu arayıştaki erkekler sürekli yeni kadınlarla yakınlaşıp
onlar da bu kadını ararlar. İdeale hiçbir zaman ulaşılamayacağı için de sonuç
mutsuzluktur. Bu adamın hikayesi aslında çoğu zaman bir romantiğin hikayesidir.
Çoğu kıza da hüzünlü gelir, kızlar bu erkeklerden hoşlanır. Tıpkı ‘’bu
bulmacayı daha önce çözebilen olmadı’’ denince oturup uğraşan çocuklar gibi
şanslarını denemek, erkeği mutlu etmek, dolayısıyla da kendilerini özel kılmak
isterler. Bu adamların hissettikleri duygular gerçektir, ilişki yaşadıkları kız
onların ideal sandığı kız olduğu için aşkları, kıskançlıkları, mutlulukları hep
doğrudur. Ama kafalarındaki ideal kız, en ufak bir hareketle o olmadığını
gösterirse her şey bir anda biter ve bu da çok kolaydır. Aslında buna
lirik denmesinin nedeni sondaki mutsuzluktur. Çünkü bu erkek yeni bir kadından
sonra kendini kale fethetmiş olarak görmez; hayal kırıklığına uğrar. Büyük
umutlarla çıktığı yolculukta rüzgar yine istediği gibi esmemiştir.
Yelkenlerinin yırtık olduğunu da çok geç farkeder.
Diğer arayış olan
epik, yani kadınları ele geçirilecek hazine sandıkları gören, ne kadar
kazanırsa o kadar mutlu, o kadar aslan kaplan olduğunu hisseden erkek. Aslında
bütün erkeklerin içinde bu az ya da çok vardır. Victoria Beckham’ın bile
aldatılmasının nedeni bu, bir nevi doğanın kadınlara laneti olan histir. Bu
erkeklerde hayata karşı merak, dolayısıyla kadınlara karşı merak vardır.
Kadınları zaten önce dıştan görebildikleri kadarıyla yüzde 99‘uyla tanımaya
çalışır, sonra da kalan yüzde 1’i yani cinselliği merak eder. Bunu da yeterince
öğrenince başka hazine sandıkları için korsanlığa geri dönerler. Buna epik
denmesinin nedenine gelince, lirik erkeğe kaç kadın gördüğü sorulunca mutlu
olmaz, çünkü hepsi birer yenilgidir. Epik ise bunu bir kahramanlık öyküsü gibi
anlatır, hayattaki amacı kendi destanını yazmaktır.
Artık ‘’bazen neden
olmuyor’’ un cevabını daha iyi biliyorsunuz. Yani kadınlar bazen sevgi meleği,
merhamet kaynağı, mutluluk saçan güneş olabilir. Ama ilişkilerde receiver da
önemlidir. Her şeyi doğru yapmak demek, her şeyin doğru olduğunu göstermez,
bazen karşınızdakiyle alakalıdır. Bir gün biri size ’Sorun sende değil, bende’
derse klişeden ölmeden önce bu yazıyı bir düşünün, belki haklıdır..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder